Dublin Gezi Rehberi

Dublin’den sonra bütün İrlanda’yı görebilmek için fırsat kolluyorum desem ne düşünürdünüz:)?

İrlanda denilince akla ilk gelen şey YEŞİL:). Evet ülke her anlamda yeşil. Her yıl, 17 Mart gününde yeşil renge büründükleri St. Patrick günlerini bilmeyen yoktur sanırım. Sadece İrlanda değil, Amerika’daki İrlandalılar sayesinde orada da büyük coşkuyla kutlanıyormuş. Hatta sloganları “17 Martta herkes İrlandalıdır!”

Dublin Gezi Rehberi

Ülkenin simgelerinden biri üç yapraklı yonca. Neden dört değil de üç yapraklı peki? St. Patrick, İrlanda’ya Hristiyanlığı getiren ve ülkeyi yılanlardan kurtardığına inanılan bir misyonermiş. Efsaneye göre, koruyucu aziz St. Patrick, İrlanda halkına Hristiyanlığın Kutsal Üçlüsünü açıklarken üç yapraklı yoncayı metafor olarak kullanmış.

Diğer simgeler ise arp ve Guinness. Arp konusunda bazı anlaşmazlıklar yaşanmış hatta:). Paralarda ve resmi evraklarda sola dönük hali kullanılmış, Guinness ve Ryanair logolarında da yer almış. İrlanda Devleti, Guinness’in arp logosunu marka haline getirmesinden endişelenmiş. Çeşitli görüşmeler sonucunda Guinness 19. yy’dan beri kullandığı sağa dönük arpın, devlet ise sola dönük jenerik arpın patentini almıştır.

Guinness Storehouse
Guinness Storehouse

İrlanda kültüründe çok sayıda peri hikayesi var. En ünlüsü Leprechaun (Leprikon) adındaki yeşil giyinen, küçük vücutlu yaratıklar. Gökkuşağının ucunda altın dolu tencereleri bilirsiniz, işte o altınlar Leprikonlar’a aitmiş:).

Şehri ikiye bölen nehrin adı Liffey. Nehir üzerindeki en güzel köprüler Ha’penny (Liffey Bridge), Samuel Beckett, O’Donovan Rossa ve Millenium Bridge.

River Liffey
Liffey Nehri

İrlanda, Birleşik Krallık ile yaşadığı bağımsızlık savaşından sonra Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmış. Kuzey İrlanda UK’a bağlı ve başkenti Belfast. Güney İrlanda ise İrlanda Cumhuriyeti ve başkenti Dublin.

İrlanda AB’ye bağlı fakat, Schengen vizesine dahil değil. İrlanda vizesi ile ilgili yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Para birimi Euro olsa da çok pahalı bir ülke olduğunu düşünmüyorum:).

Dublin, Ireland

Ülkenin resmi dili Gaelik ve İngilizce. Dublin, Gaelik dilinde karanlık bir gelgit havuzuna atıfta bulunan Dubh Linn kelimelerinden türetilmiş. Havaalanında Gaelik yazıları görünce baya şaşırdım, ilginç bir dile benziyor. Bir de İngilizce aksanlarını anlamakta biraz zorlandım:).

Havaalanından merkeze 16 ve 41 nolu otobüsleri kullanabileceğiniz gibi Airlink 747/757 (6-10 Euro) ve Aircoach (7-12 Euro) otobüsleriyle de gidebilirsiniz. Kalabalıksanız 6-7 kişilik taksiler var, fiyat olarak çok yüksek değil.

Dublin

Otobüsler DublinBus, tramway Luas, tren ise Dart olarak adlandırılıyor. Çoğu yeri yürüyerek gezebilirsiniz ama uzun süre kalacaksanız, ekonomik olması açısından LeapVisitorCard alabilirsiniz. Airlink, Dublin Bus, Luas Tram ve Dart treninde kullanabiliyorsunuz. 24 saatlik 10 Euro, 72 saatlik 19,5 Euro, 7 günlük 40 Euro. Biraz daha pahalı olan DublinPass’ı da tercih edebilirsiniz. Ayrıca Türkiye’deki Müzekart’a benzer Heritage Card da bazı avantajlar sağlayabilir.

Kalacak yer seçeneklerine, daha güvenli oldukları için, Airbnb ya da booking.com dan bakmanızı öneririm. Biz GerekeniYap! sponsorluğunda gittiğimiz için her şey önceden ayarlanmıştı, merkezde yer alan Fitzwilliam Hotel’de konakladık. Fitzwilliam Hotel; konumu, odaların rahatlığı, temizliği, kahvaltısı ve güler yüzlü personeli ile her anlamda beklentilerimizi karşıladı. Bu arada kalacağınız otel genelde dönüştürücü veriyor ama İrlanda’da üçlü prizler kullanılıyor haberiniz olsun:).

Fitzwilliam Hotel

*Yurt dışında gezerken offline harita uygulamalarından Tripadvisor ve Ulmon tercih ediyorum. Şehre ait ulaşım haritalarının çıktısını yanıma alıyorum, uygulamaları varsa onları da telefonuma indiriyorum.

Hadi başlayalım:).

Guinness Storehouse: Dublin’i gezmeye başlamak için en iyi nokta. 1759 yılında Guinness üretimine başlanan fabrika St. James Gate Brewery, 2000 yılından beri müze olarak kullanılıyor. Guinness’in kurucusu Arthur Guinness, çok iddialı ve ileri görüşlü olsa gerek, bu fabrikayı 9 bin yıllığına kiralamış:).

Guinness Storehouse

Binanın iç tasarımı Guinness bardağı şeklinde. Biranın tarihçesi ve üretiminden tutun da dağıtımı, reklamlarına kadar her şeye şahit oluyorsunuz. Size Guinness’i nasıl doldurmanız gerektiğini öğretiyorlar ve bir sertifika alıyorsunuz. Doldururken fotoğrafınız çekiliyor, kendinize mail olarak attıktan sonra doldurduğunuz Guinness’i afiyetle içebilirsiniz:).

Guinness Storehouse

Turun sonunda en üst kattaki Gravity Bar’a doğru yol alıyorsunuz. Biletinize dahil olan bir bardak Guinness ile 360 derece Dublin manzarasının tadını çıkarabilirsiniz artık.

Guinness Storehouse

Sıra bekleme ihtimalinize karşın, biletinizi online almanızı öneririm. Giriş 20 Euro, internetten alırsanız saate ve güne göre değişen indirimler oluyor.

Guinness Storehouse

*Carroll’s mağazalarında, Guinness logolu bazı ürünler Storehouse’a göre daha uygundu. Hediyelik eşya alışverişinizi Carrolls’tan yana kullanın derim:).

Bu arada Guinness ile ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum. Guinness’in sihirli dört bileşeni; Water, Barley, Hops ve Yeast. Rengi siyah gibi görünse de aslında yakut kırmızısı. Akılda kalıcı bir slogan olduğu için bu şekilde lanse ediliyor; ne demişler bilirsiniz Black is Greatness:).

Guinness Storehouse

Guinness, içtikçe aşağı inse de asla kaybolmayan yoğun bir köpüğe sahip. Bu köpüğü 4 yıllık araştırma sonunda buldukları Widget sistemi ile sağlıyorlar. Widget; üzerinde küçük delik olan nitrojen dolu bir kapsül. Karbondioksit basıncı varken nitrojen bu kapsülün içinde kalıyor, kutu açılınca basınç düşüyor ve nitrojen biraya karışıyor. Çözünmüş haldeki karbondioksit açığa çıkarak nitrojen ile karışıyor ve kremamsı köpük oluşuyor.

İrlandalılar Guinness’i Mother’s Milk diyecek kadar seviyorlar. Bir pub’a gidip başka marka bira isterseniz şaşırıyorlar:). Ben ilk kez Dublin’de içtim ve ciddi anlamda beğendim. İçimi rahat, midede rahatsızlık yaratmıyor ve hiç etkilemiyor. En kötü yanı bağımlılık yapıyor ve diğer markalara olan ilginiz azalıyor:).

Guinness Storehouse

Guinness Rekorlar Kitabı’nın yazılması da 1950li yıllarda Guinness marka müdürü Sir Hugh Beaver sayesinde oluyor. Bir partide, Avrupa’daki en hızlı avcı kuşunun ne olduğu konusundaki tartışmayı cevaplandıramıyorlar. Pub’larda da sürekli yaşanan  bu tarz tartışmalar son bulsun diye, en’leri içeren Rekorlar Kitabı hazırlanıyor:).

Old Jameson Distillery: Dublin, en popüler İrlandalı viski üreticisi Old Jameson sayesinde viski yapımında da ünlü. İrlanda viskileri, üç kez damıtıldıkları için diğer viskilere nazaran daha hafif oluyorlar.

Tarihini ve üretim sürecini görmek isterseniz eski damıtım evine (Bow Street Distillery) giriş 18 Euro. Biletinize bir kadeh viski dahil. Tur sonunda viski karşılaştırması yapacak şanslı misafir seçilip, sertifika alabilirsiniz:).

Dublin’deki damıtım evi Mart 2017’ye kadar kapalı, Cork şehrinde bulunan açık.

Trinity College: 16. yy. sonlarında açılan bu okulun öğrencileri arasında Oscar Wilde ve Samuel Beckett gibi tanıdık isimler de var. Ah keşke burada okuyabilseydim! diyeceğiniz Trinity’nin, gezginler için ayrı bir önemi var; büyüleyici Old Library’de bulunan Book of Kells.

Trinity College

Orta Çağ el yazması Book of Kells 9. yy.’da yazılmış, dört incilin zengin kopyası. İrlanda’nın en büyük kültürel hazinesi olan bu el yazmaları 1653 yılından beri Trinity College’da muhafaza ediliyorlar.

Trinity College Old Library
Büyüleyici! Girerken heyecandan kalbim duracaktı:)

Biletinizi online olarak alırsanız 14 Euro, yok ben sıra bekler daha ucuza alırım derseniz 11 Euro. Bilet fiyatına The Long Room ve Turning Darkness Into Light sergisi de dahil.

Science Gallery (giriş ücretsiz), Geological Museum ve Zoological Museum da Trinity College’da yer alıyor.

Trinity College Old Library

Okulun bahçesinde, İtalyan heykeltıraş Arnaldo Pomodoro’nun Sphere within Sphere heykelini görebilirsiniz. Heykelin farklı çaplardaki versiyonlarına, dünyanın çeşitli bölgelerinde rastlamak mümkün.

Arnaldo Pomodoro Sphere within Sphere

Dublin Castle: 13. yy.’ın başlarında Viking yerleşim bölgesinde yaptırılan bu kale yüzyıllar boyunca İngilizlerin merkezi olmuş, bağımsızlık kazanıldıktan sonra İrlanda yönetimine geçmiş. Giriş 7 Euro, daha fazla bölümü görme imkanı sağlayan rehberli tur ise 10 Euro.

Dublin Castle

Chester Beatty Library: Dublin Kalesinde yer alan bu kütüphanede antik zamanlara ait eserler sergileniyor. Arts of Book sergisinde; dünyaca ünlü M.Ö. 1160 yılına ait Chester Beatty Aşk Şiirleri, Ölülerin Mısır Kitapları ve Avrupa el yazmalarını görebilirsiniz. The Sacred Traditions sergisinde Hristiyanlık, İslam, Budizm gibi dinlere ait el yazmaları ve tablolar bulacaksınız. Giriş ücretsiz.

St.Patrick’s Cathedral: 1220-1260 yılları arasında inşa edilmiş. İrlanda’nın en büyük katedrali ve en önemli hac merkezlerinden. Giriş 6,5 Euro.

St.Patrick’s Cathedral

Christ Church Cathedral: Geçmişi yaklaşık olarak bin yıl öncesine dayanan bu katedrale giriş 6,5 Euro (online 6 Euro).

Christ Church Cathedral

Katedralin en ilgi çekici özelliklerinden biri mumyalanmış kedi ve fare. Kedi fareyi kovalarken ikisi de org borularına sıkışmış. Katedralin en altında, şehrin ayakta kalan en eski yapısı olan mağarada mumyaları sergileniyor. James Joyce, bu kedi ve fareyi Finnegans’s Wake kitabında benzetme olarak kullanınca The Cat and The Rat hikayesi yerel Tom ve Jerry misali meşhur olmuş:).

Dublin

Kiliseden nehre kadar olan bölge Vikinglerin yerleşim yeriymiş. Bu yol boyunca Vikinglere ait sembolleri görebilirsiniz.

Vikings, Dublin

Christ Church’de bulunan Dublinia, Vikingleri ve Orta Çağ Dublin’ini yaşamak isterseniz tam size göre. Giriş 9,5 Euro.

Dublin

Dublin’in 1973 yılında açılan, ünlü Liberty Market’ı buraya yakın konumda bulunuyor. Alışveriş yaparken çılgın pazarlıklar yapabileceğiniz bir yer:). Kıyafet, ayakkabı, takı, oyuncak vs. ne ararsanız mevcut.

Kilmainham Gaol: 1796 yılında açılan bu hapishane İrlanda tarihinde önemli bir yere sahip; siyasi ve askeri liderler burada esir tutulmuş, büyük kıtlık zamanlarında hırsızlık yapan kadın ve çocukları da buraya göndermişler. Giriş 8 Euro.

The Famine Memorial, 19. yy. ortalarında yaşanan büyük kıtlık anısına yapılmış. Yaklaşık 1 milyon insan hayatını kaybetmiş ve bir o kadarı ülkeyi terk etmiş:( Kıtlığın, bir patates hastalığından dolayı başladığını düşünüyorlar.

National Museum of Ireland: Sizi zamanda yolculuğa çıkaracak bir müze. En güzel yanıysa ücretsiz olması:). Natural History (The Dead Zoo ilgi çekici), Archaeology, Country Life, Decorative Arts and History olarak dört kısımdan oluşuyor.

The National Gallery of Ireland: Vermeer, Picasso, Van Gogh ve Monet tablolarını görebilirsiniz. Sadece geçici sergiler için bilet almak gerekiyor.

İlgi alanınıza göre gezebileceğiniz diğer müzeler: The Little Museum of Dublin, Irish Jewish Museum, The Irish Museum of Modern Art, National Leprechaun Museum, National Print Museum, Pearse Museum and St. Enda’s Park ve Irish Whiskey Museum.

Edebiyat tutkunlarına Writers Museum, Oscar Wilde House ve James Joyce Center’ı; sporseverlere Aviva Stadium ile Croke Park’ı önerebilirim. Eğlence evi olarak tasarlanan neoklasik açıdan en önemli yapı Casino Marino ile 12. yy.’dan kalma değirmenlerin olduğu Skerries Mills’i de rotaya eklemek lazım.

Oscar Wilde

Oscar Wilde

Aşık olunası, hasetlikten ölünesi evlerden; Farmleigh House 18. yy’ın sonlarında yapılmış ve Arthur Guinness’in torunu tarafından satın alınmış, Number Twenty Nine-Georgian House Museum (2020 yılına kadar kapalıymış:) ile şuan parlamento binası olarak kullanılan Leinster House’u gezebilirsiniz.

Dublin, Ireland

Phoenix Park: Avrupa’daki en büyük şehir parkı. 17 yy.’da kraliyet geyik parkı olarak kurulmuş. Park içerisinde göreceğiniz büyük yapı Wellington Anıtı. Dublin Hayvanat Bahçesi de burada yer alıyor.

Wellington, Phoenix Park

Phoenix Park

St. Stephen’s Green: Dört asırlık geçmişe sahip bu parkta İrlanda tarihindeki önemli isimlerin heykelleri bulunuyor. Görme engelliler için bir bahçesinin olması en güzel yanlarından biri. Grafton Street sonunda yer aldığı için fazlasıyla merkezi diyebiliriz. Bizim kaldığımız otel işte bu parkın karşısındaydı. Güneş doğarken gidip tadını çıkardık, bol bol huzur depoladık:).

St. Stephen’s Green

St. Stephen’s Green

St. Stephen’s Green
Evin güzelliği??
St. Stephen’s Green Shopping Center
Dublin
Grafton Street. Noel’den bir hafta önce oradaydık çünkü:)
Grafton Street

Tolka nehri kıyısında bulunan National Botanic Gardens ve National War Memorial Gardens da görülmeye değer.

O’Connell Street’te James Joyce anıtı, Merrion Square üzerinde Oscar Wilde anıtı ve Suffolk Street’te Molly Malone heykeline denk gelebilirsiniz.

Oscar Wilde

Dublin
Molly, Dublin sokaklarında el arabasıyla balık satarken “Cockles and Mussels, alive, alive, oh!” diye bağırıyor. Molly Malone adı verilen, Molly’nin hikayesini ve bu sözlerini içeren şarkı Dublin’in resmi olmayan marşı oluyor.
Dublin
120 metre uzunluğundaki The Spire

Dublin’deki binaları ve evleri çok beğendim ama renkli kapılarına ayrı bir vuruldum. Renkli kapılar için dört hikaye anlatılıyor:

-Tur rehberlerinin en çok anlattığı hikayeye göre; İkisi de yazar olan George Moore ve Oliver St. John Gogarty, Ely Place’de yan yana oturan iki komşu. Gogarty, eve sürekli sarhoş geliyor ve kendi kapısı yerine Moore’un kapısını çalıyor. Moore bu durumdan bıkıyor ve kapısını yeşil renge boyuyor. Gogarty de boş durur mu misilleme yapıp kapısını kırmızıya boyuyor:). Bu durum domino etkisi yaratarak diğer evleri de etkiliyor.

-Bu hikaye ise biraz politik; 18. yy. başlarında Dublin, İngiliz İmparatorluğunun seçkin ve zengin şehirlerinden biri haline geliyor. Yeni ve şık Georgian tarzı evler inşa edilmeye başlıyor. Sıkı mimari kurallar sebebiyle bütün dış kapılar aynı renk tabi. Herkes evini bir diğerinden ayırt edebilmek için, kurallara karşı gelerek farklı renklerde boyamaya başlıyor. Kırmızı renk daha dayanıklı çıkınca en popüleri oluyor:). Bu kapılara süslü kapı tokmakları, zarif ışıklar ve demir korkuluklar ekleyerek daha da dikkat çekici bir hale getiriyorlar.

-Diğer hikaye ise şöyle; İngiliz İmparatorluğu Kraliçe Victoria öldükten sonra, İrlandalılara, kapılarını siyaha boyamalarını emrediyor. Halk bir nevi isyan edip, kapıları rengarenk boyamaya başlıyor.

-Son hikaye ise ilkiyle benzerlik gösteriyor; Renkli kapıların İrlandalı kadınlar tarafından başlatıldığı düşünülüyor. Sarhoş eşleri, evleri karıştırmasınlar diye kapıların hepsi farklı renge boyanıyor.

Gerçek hikaye ne olursa olsun, The Doors of Dublin herkesin ilgisini çekmeyi başarıyor:).

Dublin genelinde bu kapılara rastlayacaksınız ama en güzelleri Merrion ve Fitzwilliam Square ile Baggot ve Leeson Street‘ta.

Dublin

İrlanda genelinde çok sayıda kale ve şato bulunuyor. Dublin’e yakın Malahide, Clontarf, Manderley, Rathfarnham ve Howth kaleleri ilginizi çekebilir.

Sandymount denilen bölgede bazen deniz çekiliyor. Islak kumların üzerinde yürüyerek farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. Herkesin ilgisini çekmeyebilir ama, şahsen ben çok isterdim:).

İrlanda, teknoloji devlerinin Avrupa merkezi konumunda. Grand Canal bölgesine giderek Facebook ve Google binalarını görebilirsiniz. Sanırım randevu alıp gezebiliyorsunuz.

River Liffey, Dublin

Pub’larıyla ünlü Dublin’de 12 Euro olan Pub Crawl turuna katılabilirsiniz. Pub turlarına, buradan ya da şuradan bakabilirsiniz.

Temple Bar

Tura katılmasanız da Temple Bar bölgesinde her sokağa girin, mağazaları dolaşın! Hafta sonları 11.00-18.00 arasında açık kitap pazarı (Temple Bar Book Market) ve cumartesi günleri tasarımcı pazarı (Designer Mart at Cow’s Lane) kuruluyor. Temple Bar Night Market ise Nisan-Eylül ayları arasında her Çarşamba 03.00-08.00 arası kurulan bir tasarımcı pazarı.

Her ayın son Pazar günü 11.00-17.00 arası canlı müzik, yemek ve vintage ürünlerin satıldığı Flea Market var. Vintage cenneti Ha’Penny Flea Market ise her cumartesi 12.00-18.00 arası Liffey Street’ta.

Moore Street‘taki en eski meyve-sebze pazarından alışveriş yapın!

Kayalıkları görmek için en yakın yer, Dart treni ile 30 dk. içerisinde ulaşabileceğiniz Howth. Hafta sonları yoğun ve kalabalık oluyormuş dikkat! Uzun kalacaksanız Harry Potter’ın çekildiği Cliffs of Moher turu yapmadan dönmeyin! Game of Thrones sevenler için de bir tur mevcut.

Daha fazla macera arayanlar Wild Atlantic Way adı verilen, 2500 km’lik sahil boyu rotasını izleyebilirler. Bu yol boyunca sörf yapabilir, lokal lezzetleri tadabilir, yüksek zirvelerde manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Kısacası bu rotadaki altı eşsiz bölgede her aradığınızı bulabilirsiniz:).

Benden bu kadar, gözlerimden yaşlar akmadan yazımı bitirmek istiyorum:).

Dönerken, yaptığınız alışverişlerin Tax Free’sini alabilirsiniz. THY’nin kalktığı Terminal 1’de Tax Free kutusu var. Gerekli formu doldurup zarfa koydum ve kutuya yattım. 1,5 ay sonra kredi kartıma yatmıştı. Beklemek istemezseniz, Terminal 2’de bulunan Tax Free ofisinden nakit olarak anında alabilirsiniz.

Dublin
Free Shop’tan orijinal hediyeler alabilirsiniz:)
(Visited 152 times, 2 visits today)

1 Comment

  1. Murat Aralık 7, 2017 at 2:21 pm

    Merhabalar. Avusturya yada irlanda a ocak ayında gitmenin negatif yanı var mı…. (kışı seven ama yaz doğan, griye hasta melankolik 35 yaş, akdeniz ülkelerinde haz alamayan, 2 kez nürnberge ocakda gitmiş biri)😊

    Reply

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir